Nerdeyse her gün haberlerde gördüğümüz dijital kripto paralar nasıl belirli bir değere sahip olabiliyorlar? Bir para biriminin bilgisayarlar ile ne gibi alakası olabilir ve madencilik ne oluyor anlamak istiyorum diyorsanız bu yazıyı sizler için derledik.

Kiminin son zamanlardaki en önemli finansal buluş olarak gördüğü, kiminin de büyük bir yalan olduğuna inandığı kripto paralar kuşkusuz ki 2000’li yıllarda yaşanan önemli teknolojik devrimlerden biri. Merkeziyetsiz finans anlayışıyla ortaya çıkan bu dijital para birimi ve bilgisayarların işlem gücü kullanılarak yapılan madencilik faaliyetleri ise haliyle birçok insanın arkada nasıl teknolojiler yattığını merak ettiği yapılar.

İlk olarak 3 Ocak 2009’da “satoshi” takma adıyla “BitcoinTalk” forumlarını yöneten zeki bir bilgisayar programcısı “Bitcoin” dediği ve dünyadaki finansal devrimlerden birini gerçekleştirecek kripto parayı duyurdu. Aynı zamanda haliyle yapılan ilk dijital madencilik  Satoshi Nakamoto‘ya ait olduğu düşünülen 1A1zP1eP5QGefi2DMPTfTL5SLmv7DivfNa adresine gönderilmiş 50 BTC blokzincir ödülü ile başladı. Kodlarda belirlenene göre bu ilk adresteki 50 BTC hiçbir zaman kullanılamayacak ve çekilemeyecek şekildeydi.

Amaç 2008’deki konut krizinin getirmiş olduğu ve “Lehman Brothers” gibi devasa bankaların da batmasının etkisiyle bütün dünyayı sarsan yeni bir finansal krizin tekrar yaşanmasını insanların merkezi olmayan bir para birimini kullanmasını sağlayarak engellemekti.

Satoshi'nin ilk BitcoinTalk gönderisi
Satoshi’nin ilk BitcoinTalk gönderisi.

Halihazırdaki bütün basılı ve gözle görülür fiziksel paralar, emtialar gibi değerli varlıkların devletler ve uluslararası güce sahip “para babaları” tarafından kontrol edildiği ne yazık ki bilinen bir gerçek. Ne olduğunu anlamadan uçan kaçan döviz kurları, “aldım verdim” oyunu tarzında yapılan haksız çıkar elde etmeye yönelik borsa manipülasyonları günümüz finansının özünde yatıyor. Bitcoin ilk çıktığında bunları bitireceğine dair oldukça umut veren bir teknolojiydi. Haliyle ilk önce bilgisayar meraklılarını, daha sonra vizyoner yatırımcıların dikkatini çekmeye başladı.

Günümüze döndüğümüzde sadece Bitcoin için bile en az 1 milyon kadar birbirinden farklı madenci bilgisayar var. Daha çok haberlerde “enerji israfı yapması, çevreyi kirletmesi” veya “ekran kartı stoklarının madencilik yüzünden bitmesi” şeklinde başlıklarla karşımıza çıksalar da çoğu kimse kripto parayı kripto yapan unsurdan bi’ haber. Sizlere kripto para madenciliğinin teknik kısımlarından bahsetmeden önce bu tarz bir teknolojinin ne için ve hangi vizyonla geliştirildiğini anlamak için Satoshi’nin fikirlerini de özet geçmemizde yarar var.

Satoshi’nin Fikirleri ve Blokzincir Yapısı

Teknik anlamda ilk çıkan dijital para birimi Bitcoin ve ardılları, peer-to-peer yani eşler arası bağlantı mantığıyla çalışan elektronik paralar diyebiliriz. Satoshi Nakamoto böyle bir sistem geliştirirken, ilk olarak modern finansal kurumlarında aradığı güven mekanizmasını ele almak istedi ve sistemi ona göre programladı.

O dönemin finans işlemleri oldukça çetrefilliydi. Özellikle bunları dijital ortamdan gerçekleştirdiğinizde sahtekarlıklar, dolandırıcılıklar veya bankalar tarafından kesilen yüksek işlem bedelleriyle karşılaşmanız olasıydı. Bu tarz basit görünen şeyler bile aslında temelde bir karmaşıklık içeriyordu. Bunu çözmek için Satoshi, güvenmek yerine bilgisayarların kriptografik temellerini kullanan dağıtık bir elektronik ödeme mekanizması tasarladı. Haliyle bu tarz bir mekanizmanın herhangi bir merkezi olmayacağı için dış müdahalelerle değiştirilemeyeceği, bozulmaya uğramayacağı ve böylece dolandırıcılıklara karşı koruma sağlanacağını düşünüyordu. Ayrıca ödeme işlemleri için de “bedel kesecek” bir muhataba gerek kalmıyordu.

Teoride harika gibi gözüken bu modelde, teknik olarak birçok soru işareti vardı. Halka açık bir banka hesabı düşünün. O hesapta gerçekten parası olmasa dahi gidip belirli bir miktar çekim yapabilir değil mi? Satoshi’nin merkeziyetsiz para sisteminde de bu sorun vardı. Gerçekleştirilecek işlemlerin uygunluğunu kontrol edecek ve işleme alacak herhangi bir mekanizma yoktu.

A, B ve C kişilerinden oluşan üçlü bir arkadaş grubunu düşünelim. A kişisinin günün başında 100 lirası olsun ve B ile C kişilerine 100’er lira göndereceğini söylesin. Arkadaşları da aynı şekilde bu talebi kabul etsin. Merkeziyetiz sistemdeki açık defterde 100 liranın 2 kişiye aynı anda gideceği var olduğundan, sistem haliyle bozulacaktı. Yani merkeziyetsiz ödeme yöntemi gerçekten ödeme değil dolandırıcılık mekanizması gibi olmak istediği şeyin tam tersi şekilde görülecekti.

Günümüz bankalarında her kişinin ne kadar parası olduğu kayıtlıdır. Böylece herkes kendi hesabında var olduğu kadar veya izin verildiği kadar harcama yapabilir. Daha fazlasını kullanamaz, güven ortamı söz konusudur. Merkezi olmayan dağıtık bir sistemde mekanizma işleyene kadar bir kullanıcının parasını defalarca kez farklı farklı yerlerde kullanması nasıl engellenebilirdi?

İşte tam bu noktada kripto para madencileri devreye giriyor. Temelde madenciler merkeziyetsiz sistemde çalışan birer bankacı gibidirler. Sistemde potansiyel dolandırıcıların aynı miktarı defalarca kez kullanmasını engellemek ve yapıyı sağlıklı bir şekilde devam ettirmek için bilgisayarlarının işlem gücünü kullanarak gereken kriptografik çözümlemeleri sağlarlar.

“Peki madenciler neden bilgisayarlarının kaynaklarını bunun için ayırsınlar?” diye düşünmüş olabilirsiniz. Cevabı basit, madencilerin bu çalışmaları karşılığında sistem tarafından işlem gücüne bağlı olarak belirli bir kripto para ödüllendirmesi yapılacaktı. Bitcoin’in ilk zamanlarında madenciler her 10 dakikada bir verilecek olan 50 BTC ödül için sisteme dahil oldular ve yarıştılar. Bugün ise bu ödül 50’den 3 yarılama geçirerek 6 küsürlere kadar düştü. Bir sonraki ödül yarılanması olayının ise 2024 yılında olması bekleniyor. Madenciler buna göre 21 milyon Bitcoin’in tamamı çıkarılana kadar yarılanan ödüller için yarışmaya devam edecekler. Tahminen 2040 civarında ödüllerin sona ermesi bekleniyor.

Yıllara göre Bitcoin yarılanması.

Ethereum geliştiricisi Vitalik Buterin buna da açıklama getirerek, yarılama ve ödüllendirme mekanizmasının aslında madencilerin motivasyonunun düşmesini engellemek için var olduğunu söyledi. Bütün Bitcoin’ler veya bütün kripto paralar çıkarılmış olsa bile halihazırda var olan ağın işlem ücretleriyle çalışmaya devam edeceği belirtildi.

Bu kadar karmaşıklık neden var? Çok kez aynı parayı kullanabilme riski, kriptografik doğrulama süreçleri, yarılanma aşamaları, sınırlı kripto para arzları ile değişmez halka açık defterler ve eşler arası bir blok zincir yapısı? Bütün bunlar aslında finansal yapıyı merkezi bir gücün kontrol etmesini engelleyip birden fazla gerçek kimselere taşıması için tasarlanmış. Her şeyin temeli uygun bir kontrol mekanizması ve güven odaklı sistem tasarlamak isteyen Satoshi Nakamoto’nun orijinal yazısında yatıyor. Bu devrimin ne kadar gerçekleştiği her ne kadar tartışma konusu olsa da, 9 sayfalık basit bir teknik tanıtımdan ibaret olan bu teknoloji nasıl dünyada başarıyla var olabildi?

Bunu açıklayabilmek için kripto para devrini başlatmak için gereken eşler arası hesaplamaları yürütecek olan madencilerin bilerek veya çoğunlukla bilmeyerek yaptıkları işin teknik anlamda detayını anlatmaya başlayalım.

Kripto Finans Modelini İşler Hale Getirmek: Matematiğin Sırları

Bitcoin’in ilk çıktığı zamanlarda yayınlanan orijinal makalede kriptografik doğrulama süreçlerini GPU kullanarak hesaplamaktan hiç bahsedilmemişti. Madencilik ilk dönemlerde yalnızca merkezi işlemciler yani CPU odaklı yapılıyordu. Günümüzde ise madencilerin kazanç sağlayabilmek ve ödül kazanabilmek GPU’lar bir yana artık ASIC ve özel FPGA işlemcilere ihtiyacı bulunuyor. Kripto para madenciliğinde bu mimariler arasında problem çözme yeteneğine bakıldığında en büyük fark nerede oluşuyor derseniz, cevap olarak zor bir matematik sorusunu çözerken kullanılan paralel işlem yeteneği diyebiliriz.

Bir madencinin yaptığı iş aslında iki şeyden ibarettir. Kendisine ulaştırılan veri bloklarını doğrulamak ve var olan kripto paraya ait blokzincirine yeni işlemleri dahil etmek. Yapısal olarak işlemlerin tanesini aynı anda sadece bir madenci işleyip blok ekleyebiliyor. Bu sebeple, bir sonraki işlem bloğunu düzeltebilmek ve matematiksel problemin ortadan kaldırılabilmesi için doğru olan 64 basamaklı onaltılık bir hash’i bulmak zorundalardır.

Günümüz işlemcileri için bunları çözmek çok zor sayılmamasına karşın, amaç bir şifreleme algoritmasını (örneğin Bitcoin için SHA-256) var olan değerden daha azlarıyla deneyerek doğru sayıyı bulmak olduğundan tahmine dayalı bir yapı söz konusu. İşte tam da bu kriptografik altyapı sayesinde zaten düzen ve güvenlik sağlanıyor. Madencilerin yüksek paralel işlem kapasitesine sahip grafik işlemciler ve elektrik kullanarak yaptığı işlemler de esasında doğru sayının tahmin yoluyla bulunmasından ibaret. “Cryptographic nonce” olarak anılan doğru sayının hash değeri bulunabilirse blokzincirde işlemler gerçekleştirilir.

Demek istediğimizi daha da anlaşılır bir şekilde açıklayacak olursak aşağıdaki Bitcoin blokzincir görüntüsünü örnek verebiliriz.

Blok 678411. – Görsel Kaynağı: TechSpot

Blokta bilgi olarak epey şey verilmiş ama aslında bütün bu çabanın nedeni en üstte oldukça karmaşık şekilde gözüken hash’in bulunması. Burada bir şey daha dikkatinizi çekmiş olabilir, hash’lerin başlarında neden 0’lar var? Normal şartlarda bir karmada yani verinin hash’inde bu kadar peşi peşine 0’lar asla görülmez. Fakat madencilik algoritması söz konusu olduğunda bu bir hata veya tesadüf değil, tam anlamıyla algoritmayı daha da zorlaştıran nedenlerden biridir.

Görseldeki Blok 678411’i oluşturmak için kullanılan “cryptographic nonce değeri 2.217.356.589 veya onaltılık düzlemde ifade edecek olursak 0x842a2d2d olduğunu görebiliyoruz. Nonce yalnızca kendi başına değil aynı zamanda önceki blok hash’i, Merkle ağacı, zaman damgası gibi şeyleri de beraberinde değer olarak kullandığından hepsinin karması 00000000000000000006c9fad44b7f37429b239d99d50396df13f8c4f4fa9194 gibi bir değer oluşmasına neden oluyor.

Bu tarz kriptografik uygulamalar ve hash’in ne olduğu size karmaşık geliyorsa durumu daha da anlaşılır hale getirmek için online bir SHA-256 calculator kullanabiliriz. Örneğin “Technopat” olarak girilen metin mesajı SHA-256 algoritmasından geçirildiğinde 7e4c0fbab3bfb0873d43d82c4bd0c897c681417699d6727a243bd87d9b770ef6 gibi bir değer ortaya çıkıyor.

“Technopat” kelimesinin hash değerinin hesaplanması.

Bu “Technopat” kelimesinin değişmeyen tek yönlü bir özeti. Technopat kelimesine ufak bir ekleme veya çıkarma yapılsa bu hash değeri değişecektir. İsterseniz “Technopat!” şeklinde sonuna ünlem de eklediğimiz bir şekilde tekrardan SHA-256 ile hesaplamayı deneyelim.

Elde edeceğimiz çıktı 55ba643275ebbeede3d6090a6bb177169622d74d3f8ed5cb7264ff05362474f7 olacaktır. Fark ettiyseniz önceki değerimizle hiçbir şekilde alakası bulunmamakta.

“Technopat” kelimesinin sonuna ünlem işareti getirilerek hash değerinin hesaplanması.

Peki bu tarz hash algoritmalarıyla hesaplanan bilgileri geri eski hallerine çevirmek mümkün mü? Elbette hayır, kriptografik algoritmanın kendisinde bir zayıflık bulunmadığı sürece düz metin çıktı alınamaz. Ancak daha önce hash değeri alınan veri düz metin karşılığı ile veritabanında yer alınıyorsa kaba kuvvet yöntemleriyle bulunabilir.

Bunun mantığını kısaca özetle ifade ettiğimize göre şimdi asıl konumuza geri dönebiliriz. “Message” olarak belirtilen değerin A kişisinin B’ye 150 dolar göndermesi, çeşitli metadata verileri, önceki bloklar, Merkle ağacı, zaman damgası ve nonce’un bir özetinden oluştuğunu düşünün. Burada söz konusu olan zorluk, mesajda diğer verilerle hash’lenerek 19 sıfırlı çıktının meydana gelmesini sağlayacak doğru nonce değerini bulabilmek.

Yukarıda verdiğimiz basit SHA-256 calculator ile rastgele girdiler yaptıysanız, sonuç olarak çıkan değerlerin neredeyse rastgele olduğunu ve 19 sıfırla başlayan hashleri bırakın, bir tane bile başı 0 ile başlayan hash bulmak için çok fazla değer denemesi yapmanız gerektiğini fark edeceksiniz. Ek olarak madencilik algoritmasında baştaki sıfır sayısının her zaman aynı kalmadığını da belirtmekte yarar var. Bu sayede blokzincirdeki güvenilirlik daha da arttırılabiliyorken, madenciler içinse zorluk katlanıyor. Eğer işlem için ilgili alanda çok fazla sayıda madenci bulunuyorsa işi hızlandırmak için blok başına 10’ar dakika hedefler konuluyor zira blokların sadece bir bilgisayar tarafından işlenmesi neredeyse imkansıza yakın.

Proof-of Work (İş Kanıtı) Kavramı

Önceki başlıkta görselini verdiğimiz Blok 678411’de 6,25 BTC madencilik ve ~1.11 BTC ek ödülü olduğunı görebilirsiniz. 2021 yılını baz alacak olursak buradaki 6,25 değeri bloğun tamamen işlenmesine kadar birkaç kez daha yarıya inecek olan Bticoin madencilik ödülüdür. Bitcoin madenciliklerinin tamamı gerçekleştikten sonra ağ yalnızca madencilere çalışmalar için bloktaki işlemlerin bir kısmını verecek ve işlem ücretleriyle çalışacak.

Madencilikteki bu sisteme kavramsal olarak PoW (Proof of Work) yani “İş Kanıtı” denilir. İlk kez 1993 yılında Cynthia Dwork ve Moni Naor ikilisinin Pricing via Processing, Or, Combatting Junk Mail, Advances in Cryptology çalışmasında belirtilen PoW’un temelinde yatan fikir aslında yine güven ilkesine dayanıyor. PoW yapısında tüm işlemlerin kötü niyetli olmadığını ve sahtekarlık girişimine uğrayıp uğramadığını kontrol etmek için merkezi bir varlık kullanmak yerine, madencilerin kripto varlığın uyan şekilde doğru iş yaptığını bilinmesi yetiyor.

Zaten kriptografik bir yapıda çalışan Bitcoin ve türevleri, aranan “nonce” değerinin madenciler tarafından bulunması için oldukça ağır matematiksel işlemler gerektirdiğinden güvenilirliği de böylece kanıtlamış oluyorlar. Çünkü hesaplama algoritmasında ve değerlerde ufak bir sahtekarlık yapılması durumunda işlemler ağdaki merkeziyetsiz yapı sayesinde başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Proof-of Work’ün nasıl işlemler yaptığını gösteren bir resim.

PoW mekanizması gerek DDoS gibi ağa karşı yapılabilecek hizmet aksatma saldırılarına gerek de dolandırıcılara karşı koruma sağladığı kadar kripto paranın değerinin olmasının en büyük sebeplerinden. Fakat dezavantajları da yok değil. En basitinden temelde özgür bir ekonomik sistem idealiyle ortaya atılan dijital varlıkların işlem gücü ihtiyacı nedeniyle yine büyük sermayeler gerektirmesi büyük problem.

Bunun yanı sıra, her geçen gün kripto para kullanımı yükseldiğinden PoW işlemlerindeki karmaşıklık büyüyor. İşlemlerdeki karmaşıklık büyüdükçe de madencilik yapılması gereken cihaz ve ekipmanların daha yüksek güçlü olanlarla değiştirilmesi gerekiyor. Aksi durumda ise aynı işlem hızıyla kazanılabilecek ödül değeri elbette ki azalmaya devam ediyor.

Her şeyde olduğu gibi siber tehlikeler kripto paralar için de var. PoW yapısı güvene dayalı olduğundan, ağ kapasitesinin yarıdan fazlası (yaklaşık %51’i) tek bir oluşum tarafından sağlanırsa bütün işlemler kontrol altına alınabiliyor. Buna işlem onayları ve blok oluşturma da dahil. Yani siz madencilik yapılan bir kripto para ağındaki madencilerin yüzde 51’ine sahipseniz rahatlıkla işlemleri manipüle edebilirsiniz. Teknik olarak pek mümkün gözükmese bile bu da risklerden biri denebilir.

Proof-of Stake (Hisse Kanıtı) Mantığı

Yazımızın burasına kadar madencilerin genellikle yapmış olduğu PoW (İş Kanıtı) nasıl gerçekleşir değinmeye çalıştık. Fakat ilk dijital kripto para Bitcoin ve diğerlerinin tek kullandığı mekanizma elbette bu değil. PoW’un madencilere önem verdiği kadar, kullanıcıların sistemdeki rolünü ayrı bir noktaya taşıyan PoS (Proof-of Stake) yani “Hisse Kanıtı” da oldukça önemli bir yapı.

Bitcoin’in yavaş yavaş dünyada bilinmeye başlandığı 2012 yılında Scott Nadal ve Sunny King tarafından geliştirilen PoS, hesaplama gücünün yanı sıra ödül mekanizmasında dijital varlığı elinde tutanların da hak sahibi olmasını sağlayan bir sistem.

Temelde paranın kullanıcılarından belirli miktarlarda kripto paralara sahip olduklarını kanıtlamaları yoluyla çalışmakta diyebiliriz. Daha basit anlatacak olursak PoS yapısı da dijital varlığın korunması ve doğrulanması amacıyla PoW’da olduğu gibi bazı matematiksel algoritmalar ve yapılar kullanır. PoS’u farklılaştıran nokta ise bu hesaplamaların madencilik yerine düğümlerde (node) var olan para büyüklüğüyle doğru orantılı olarak dağıtılması. Bu sistemde sahip olduğunuz “düğüm” üzerinde ne kadar fazla kripto para tutarsanız yeni bir blok oluşturma şansınız da o kadar fazla. Haliyle elde edeceğiniz gelir de artıyor.

pos, pow, kriptopara
PoW ile PoS çalışma mantığını ifade eden anlaşılır bir görsel.

Geliştiricilerden Nadal ve King, ilk kez Proof-of Stake kavramını ortaya attığında amaç klasik madencilik işlemlerinin yol açtığı aşırı güç tüketiminin önüne geçmekti. Yani yüksek işlem gücüne dayanan PoW’u daha az kullanılır hale getirmek hedefler arasında.

Çalışma prensibine bakacak olursak, siz bir kullanıcı olarak bu şekilde çalışan bir kripto para altyapısından “coinler” alırsınız ve cüzdana aktarırsınız. Daha sonra “fogging” yazılımı adı verilen bir yazılımı indirip kaydolmanız gerekir. Yazılım ise işlemi onayladıktan bir süre sonra jetonları yatırma işlemini yerine getirir.

Fakat dezavantajı şu ki, faiz benzeri bir sisteme sahiptir. Paradan para kazandırırken, varlıklarınızı yapıda yer alan cüzdanda biriktirmeniz ve tutmanız zorunluya yakın teşvik edilir. Aksi halde kazanç sağlayamazsınız. Ayrıca hatırlayalım ki kripto paraların çıkış amacı “2008 Küresel Ekonomi Krizi” sonrasında bankalardan bağımsız ve etkilenmeyecek bir ekonomik sistem kurmaktı. Varlık nedeni gizlilik ve merkeziyetsizlik olan kripto paralarda merkeziyetleşmeyi sağlayan bir teknoloji PoS. Yani işin mantığına aykırı bir durum söz konusu.

Hem PoW, Hem PoS: Proof of Authority (Otorite Kanıtı) Sistemi

PoW’un yüksek işlem gücü ihtiyacına alternatif olarak çıkan PoS da ölçeklenebilirlik sorunları nedeniyle blokzincir geliştiricileri tarafından pek kullanılabilir bir teknoloji olarak görülmüyordu. Bu nedenle 2017 yılında Ethereum ağının eski CTO’su ve kurucu ortaklarından Gavin Wood tarafından PoA (Proof-of Authority) yani “Otorite Kanıtı” adında alternatif bir teknoloji daha geliştirildi.

Blokları onaylamak için kullanıcıların cüzdanlarında “coin” depolanması yerine itibara dayalı bir sistemin daha uygulanabilir olduğu görüldü. PoA ile kurulan blokzincir işlemleri dünyanın herhangi bir yerinde güvenilir olarak görülen doğrulayıcı “düğümler” üzerinden gerçekleştiriliyor.

proof of work, proof of stake, proof of authority, kriptopara
PoW, PoS ve PoA’nın sunduğu gizlilik ve çalışma prensiplerini ifade eden görsel.

Güvenilirlik mantığına dayandığından bazı çevrelerce PoS’un daha güvenilir bir hali olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz. Zira PoS paranın para getirmesi gibi bir mantıkla çalıştığından, varlık pek değerli gibi gözükmüyordu. Bu nedenle bazı kuruluşlar ve yapılarda kullanımı mümkün değildi. PoA ise öncelikle sistemdeki onaylayıcıların belirli bir varlığa sahip olmasını zorunlu tutmanın yanı sıra güvenilirliği kimlikvari şekilde kullanıyor.

İşlem onaylayıcısı olarak görev yapanlar ise bu süreçte algoritma tarafından tokenlarla ödüllendiriliyor. İşin güzel tarafı onaylayıcı olmak için multimilyoner bir kripto para zengini olmak zorunda değilsiniz.

Algoritmalar ve Madencilikte Teknik Farklılıklar

Adı üstünde kripto paraların temelinde yazı başından beri anlattığımız yapılar üzerinde çalışan kriptografik algoritmalar kullanılır. Basitçe ifade edecek olursak madencilerin çözdüğü “matematik problemleri”, gizliliğin sağlanması için yine çeşitli “matematiksel formüllerle” kurgulanmış bir başka senaryodur.

Tek yönlü algoritmalar sayesinde elde edilen bir değerden yola çıkarak “nonce” değeri bulunamaz, böylece güvenlik sağlanmış olur. Ağa daha fazla madenci dahil olmaya başladıkça da tahmin süreci kriptografi sayesinde uygun ölçekte zorlaştırılabilir. Değişmeyen blokzincir yapısında ise adı üstünde herhangi biri değişirse sonraki bütün işlemler bozulacağından dışarıdan müdahale edilebilme ihtimali kalkar. Bunlar hepsi matematiğin sırrıyla gerçekleşir.

Hash algoritmasının nasıl çalıştığını gösteren bir görsel. – Kaynak: Elcomsoft

Bitcoin tasarlandığı günden bu yana hep SHA-256 hash algoritmasını baz alarak çalıştı. SHA-256 dönemine göre oldukça yüksek, günümüzde ise normal seviyede güvenilir kabul edilebilecek bir karma hesaplama yöntemi. Günümüzde madencilik yatırımı yapan kimseler çoğunlukla bu noktada oldukça büyük hatalar yapmakta olduğundan özellikle belirtme ihtiyacı duyuyoruz. Çoğunlukla “ASIC miner” olarak bilinen yüksek işlem gücüne sahip cihazlar SHA-256 odaklı geliştirildiğinden Bitcoin gibi kripto paralar dışında pek verimli kazanç sağlamazlar.

Örneğin Ethereum tasarımı gereği Dagger-Hashimoto’dan; Monero, ByteCoin ve Dashcoin gibi coinler ise ASIC’lere karşı oldukça dirençli olarak bilinen gizleme tekniklerinin bulunduğu CrytoNight’tan yararlanır. Bilinçsiz bir şekilde bu coinleri kazanmak için ASIC kullanırsanız pek bir şey elde edemeyeceğinizi söylemek mümkün.

Kripto Paraların Çokluğu, Dolandırıcılıklar ve Yeni Girişimler

Bitcoin ilk çıktığında 21. yüzyılda adeta bir devrim gibi ekonomik sistem içerisinde varlığını göstermiş olsa da artık günümüzde 4.500’den fazla farklı kripto para var. Neredeyse herkes belirli bir algoritmayı baz alarak kripto para oluşturabildiğinden bunların çoğu ne yazık ki dolandırıcılık amacıyla tasarlanmış girişimler diyebiliriz. Bu nedenle herhangi bir kripto para almadan, yatırım yapmadan ve madenciliğine kalkışmadan önce detaylıca araştırmasını yapmak oldukça önemli.

Her ne kadar kripto desek bile bu paralar kendiliğinden ortaya çıkamayacağı için, bizim gibi etten kemikten bazı insanlar fikri ve teknik anlamda geliştiricilik vazifesini üstleniyor. Kimi zaman verebilecekleri bir demeç veya şahısların davranışları bile dijital paranın gidişatını etkileyebiliyor. Bunun yanı sıra henüz bilinen borsalarda listelenmeyen temelsiz coinlerin ön satışları da sadece dolandırıcılık amaçlı olabiliyor. Bilinenlerin ise çoğu güvenilir diyebiliriz. Buradaki ölçüt sizin dikkatiniz olmalıdır.

En başta CPU’lar ve daha sonra GPU’lar ile yapılan madencilik sürecinin hızlanması için ASIC’lerin çıkmasıyla beraber Bitcoin özelindeki problemler de gün yüzüne ayrıca çıkmaya başladı. Litecoin gibi bazı alternatifler Bitcoin’in temeline çok dokunmadan yalnızca blok oluşturma süresinin 2.5 dakikaya düşürülmesi (dağıtılabilecek coin sayısını 21 milyondan 84 milyona çıkarır) gibi teknik sorunları çözmeye odaklanırken, bir kısmı ise farklı çalışma stilleriyle ortaya çıktı.

BTC, Bitcoin Cash, LTC ve Digibyte’ın arasındaki teknik farklar.

Kripto para insanların ilgisini gitgide çekip bu alanda çeşitli toplulukların oluşmasını sağladı. Her geçen gün büyüyen oluşumlar ideal para birimi tartışmaları sonucunda yeni fikirler ve teknolojiler geliştirdi, bazıları ise Satoshi’nin 2009’da ilk yayınladığı dökümantasyona bağlı kalmayı tercih etti.

Litecoin’den sonra ilk büyük revize edilmiş Bitcoin örneği olarak Bitcoin Cash 2017’de ortaya çıktı. Blokzinciri 1 MB’dan 32 MB’a değiştirilerek bir blokta çok daha fazla işlemin barındırılabilmesi sağlandı. Daha sonraları 19 yaşında Vitalik Buterin adında bir genç Bitcoin geliştiricilerini programlanabilir bir kripto para yapısına ikna edemediğinde “Ethereum” adındaki kendi teknolojisini tasarlamaya başladı.

Günümüzde dünyanın ikinci büyük ağı olan ETH, blokzincirlerin programlanabilmesini sağlayarak birçok devrimsel gelişimin önünü açtı. Daha sonraları Ethereum geliştirici ekibinden Fabian Vogelsteller tarafından ERC-20 standartları belirlenerek neredeyse herkesin kendi ağ üzerinde kendi kripto parasını oluşturabilmesini sağladı. Bu sayede ICO adı verilen ön satışlar ortaya çıkabildi ve WBTC, USDT gibi 800 kadar farklı coin projesinin oluşması mümkün oldu.

Madenci Olmak Mantıklı mı?

Aklınızda kripto para madenciliği yoluyla kazanç sağlamak gibi bir fikir varsa öncelikle kendinize birkaç soru sormanız gerekiyor. Bu işe girmek en başta ciddi bir yatırım gerekiyor, bunu kabullenelim. Dünya çapında yaşanan çip krizi, GPU eksikliği, ülkemiz bazındaki ciddi döviz artışı nedeniyle yükselen ekipman fiyatları göz önüne almanız gereken şeyler. Ekipmanlarınız tam yükte çalışacak ve kullanabilecekleri elektriğin tamamını aralıksız tüketecekler. Elektrik faturası ve donanımların masraflarını da hesaba kattığınızda artınız ve eksiniz ne olacak düşünmelisiniz.

kriptopara madencilik çiftliği
Madencilik amaçlı kurulmuş büyük bir “Bitcoin Çiftliği”.

ASIC gibi cihazlarla bu işi yapmayı planlıyorsanız ne yazık ki kullanımları çok yaygın olduğundan tek başına Bitcoin madenciliği yapmak zor. Ethereum ve Monero gibi popüler teknolojilerle kazanç sağlamak içinse çeşitli havuzlara katılarak madencilik gücünü paylaştırmak kârlı olabilir. Böylece birden fazla bilgisayar blokzincir işlemleri için çalışırken herkes gücü oranında ödülü edinebilir

Her şeyden ziyade dikkat etmeniz gereken en önemli iki şey vardır. Birincisi madencilik yapmak istediğiniz cihaz veya donanımın hashrate’i. İkincisi ise kazım yaptığınız kripto para biriminin blok ödülü değeri. Bu ikisi ne kadar yüksek olursa kazancınız da o kadar yüksek olur. Yüksek hashrate’e sahip ekipmanla zorlu bir madencilik yapmaya kalkarsanız sadece donanımın kendisine sürekli tam güçte çalıştırarak yazık etmiş olursunuz.

Bu noktada biz bir yatırım tavsiyesi vermiyoruz zira bir teknoloji blogu olarak tek yaptığımız şey kullanıcıları çeşitli konularda teknik anlamda bilgilendirmek. Her türlü işlemde nihai karar yine size ait.

Sonuç

Bu yazımızda kripto para madenciliğinin ne olduğundan, Satoshi’nin vizyonu ve hayallerinden, coinlerin çalışma prensiplerinden ve blokzincir teknolojisinden bahsettik. Sizlerin de eğer eklemek istediği bir şeyler veya eleştirileri varsa yorumlarda belirtebilir, sorularınız içinse eSeradaR Sosyal’de konu açabilirsiniz.

Not: Yazı herhangi bir yatırım tavsiyesi içermemekle beraber, günümüz dünyasında yer edinen önemli teknolojilerden kripto paraları ve madenciliği teknik olarak açıklamak amacıyla TechSpot kaynağından derlenmiştir.

By eserdar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: